Page 10 - Güzel Vatan Gazetesi - Haziran 2019 - Sayı:118
P. 10

Ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
                                                                   Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için,

                                                                                 Yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!





                                                                                                                                      Sesli dinlemek için
                                                                                                                                      barkodu okutunuz
          Cengiz AYGüN            İstanbul; ama hangi İstanbul

          cengiz@enerjidunyasi.com.tr






                              Sevgili Portreler okurları, yeni bir sayıda daha   liderlerin karinesidir,         “Bütün bu ezginler, tükenenler,
                              sizlerle beraber olmanın haklı gururunu yaşıyorum.  Şehirlerin şahıdır.            Yerlere serilenler, tutunamayanlar;
                              Yahya Kemal’e ankara’nın nesini seversin diye   Kazanan, her yeri kazanandır, kaybeden çok şeyi   sarsmıyor mu seni hiç,
                              sorarlar;                                 kaybedendir.                             Bunca infilak, Bunca isyan çığlıkları..!”
                              “İstanbul’a dönüşünü…” der.               Bu şehir, her dönemin gündemidir.        Ve Hayaloğlu artık isyan ve çaresizlik halindedir;
                              Ve aynı Yahya Kemal konuşur İstanbul’la; sana dün   sevgilerin, hayranlıkların, aşkların olduğu kadar; acı-  “ağlamak istemiyorum.. yenildim sana..
                              bir tepeden baktım,                       ların, kederlerin, sitemlerin, kızgınlıkların da ilhamıdır,   Hikayenin özeti bu...
                              Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer”  İstanbul.                             Bir istimlak gibi ödedin,
                              Ve devam eder;                            tevfik Fikret, bir devre ve yönetime öyle kızgındır ki;   Ve çiğneyip geçtin maceramı!”
                              “Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul,  tüm sinirini İstanbul’dan çıkartır.  sonunda Hayaloğlu;
                              sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel…”  “sarmış ufuklarını gene inatçı bir duman,  “İstanbul ey İstanbul…
                              İstanbul… Şehirden öte bir şehir…         Beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan” diye başlar.  İhanetin ve ihbarların,
                              Her devletin, her milletin, her liderin fethetmek ve   Bezginliğini ve bedbinliğini beyitlere öyle döker ki,   arkadan dolaşan bıçağı..
                              sahip olmak istediği bir “ütopya şehir”.  adeta şiir dillenir;                     Ve bütün ödeşmelerin, yüzleşmelerin, Erkekçe
                              Makedon kralı Filip, roma kralı septim, İran kralı   “Ey köhne Bizans, ey büyüleyici koca bunak,  vuruşmaların kaçağı!
                              Keyhüsrev…                                Ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul..” şeklinde   Beni harcadın ulan, beni sattın,
                              Muaviye üç kez teşebbüs etmiş, Emeviler, abbasi-  devam eder ve sosyal, siyasal mesajlar vermeye   Utanmıyor musun…!” diyerek, şiirine nihayet verir.
                              ler…                                      başlar;                                  Şimdi gündemin tam ortasında yine İstanbul var.
                              ruslar, Macarlar, latinler, Venedikliler, Cenevizliler…  “Ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: ayak öpme   sende, bende, onda, ülkede, dünyada İstanbul…
                              Yıldırım Beyazıt dört kez kuşatmış, II. Murat da.   yolu.                          “Ölümcül kazanma” savaşının göbeğinde, İstanbul…
                              Başaramadılar…                            Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için,  Yine, İstanbul’u aşan bir İstanbul mücadelesi.
                              “Bunca kuşatma bunca can…                 Yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!  tarafların; “Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni”
                              Olmamış, düşmemiş İstanbul.               Ey tutulmayan vaatler, ey sonsuz muhakkak yalan,  şeklinde özetlenecek İstanbul hırsı… ama hangi
                              Çünkü Fatih’ini bekliyormuş…”             Ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!  İstanbul..?
                              Fatih Mehmet; “ya İstanbul beni alır, ya ben İstan-  Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!  Yahya Kemal’lin, “bir tepeden baktığı aziz İstanbul”
                              bul’u” der.                               Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;”  mu…
                              Ve fetih, sultan Mehmet’e nasip olur.     Günümüz İstanbul’uyla ilgili de az değildir; sitemler,   Yoksa Necip Fazıl’ın; “O manayı bul da bul, İlle İstan-
                              İşte İstanbul, böyle bir şehir….          kaygılar, ağlayışlar ve kahırlar…        bul’da bul” diye anlattığı İstanbul mu..!
                              Necip Fazıl’a da ilham olmuştur;          Yusuf Hayaloğlu’nda dillenir İstanbul kahırları; İstan-  Veya tevfik Fikret’in tüm kızgınlığıyla; “Ey bin kocadan
                              “Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;    bul.. ey İstanbul..!                     arda kalan el değmemiş dul” dediği İstanbul mu..!
                              Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..  acılar kraliçesi...                      Ya da Yusuf Hayaloğlu’nun; “Ve bütün ödeşmelerin,
                              Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;  İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı...  yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı!” diyerek
                              Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...   Ve ey, çürümenin, yok olmanın            isyana ettiği İstanbul mu…!
                              O manayı bul da bul!                      amansız sancısı!                         Yoksa yoksa “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu
                              İlle İstanbul’da bul!                     Ciğerlerim çatlıyor,                     fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne
                              İstanbul,                                 Duymuyor musun…?                         güzel ordudur” Hadis’inde bahsi geçen maneviyatı,
                                                                        Hayaloğlu Fikret’ten etkilenmiş gibi ve neredeyse
                                                                                                                 kutsiyeti, muştusu, deruniliği olan (eğer kalmışsa) bir
                              İstanbul...”
                      PORtRELER  anadolu’nun anahtarıdır,               yanlışlara parmak basmaya devam ediyor;  allah’a emanet olun sevgili okurlar.
                                                                                                                 İstanbul mu….
                                                                        yüzyıl geçmesine rağmen değişen bir şey yok
                              Öyle bir şehirdir ki İstanbul; dünyanın merkezi
                                                                                                                 Bir sonraki Portreler yazımızda buluşmak ümidi ile
                                                                        dercesine İstanbul üzerinden haksızlık, adaletsizlik ve
                              gibidir.











                      10
   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15